
Düşünceler savruluyor.
Bir deniz, martı ve bacasına bir tutam hapşırık kaçmış bir vapur…
Neylesin,neyleyem!
Umudu parlak cigara kağıtlarına sarıp Babıali’den yukarıya, heyecanla,koşarcasına…
Elde var iki.
Bu matematik beni niçin sevmez anlamadım.Oysa ben, gözyaşını tane tane, sevinçleri biner biner sayarım.Dahası elimin kınasına genç kızlık çeyizlerimi sarar, gazetelerden kestiğim ilanları beklemenin ayasına takarım.
Bir çocuk oluyorsam anla ki, görünce o mah-ı serireyi- ki bilmezsin sen,sana böyle seslendiğimi,ki ben de bilmiyorum- velveleye verir İstanbul’u, martıları susturur, sırrımı alnıma çakarım.
Süleymaniye’nin arka sokaklarında saklanbaç oynar mıyız?
Martılara simit atıp kaçar mıyız? Sanki sevmenin suç sayıldığı zamanlardaki gibi,utangaç?
Biz biraz dünyaya az mıyız? Çoğalamaz mıyız?
Hüznü ve umudu kıymalı pide arasına sıkıştırıp hiçbir yerde tat vermeyen vişneli sodalarla yuvarlarken, sokakları ve aç sokak çocuklarını genzimize düğüm diye takar mıyız?
Yine bunca şeyken, biz, az mıyız?
Suskun,dilsiz,ıssız…
Ne bir kelam,ne bir kimse…
Yol bunların hepsi.
Coşkuma denk düşemeyen, heyecanıma kısır kalan…Yol…
Yol hepsi.
Biliyor musun,resmimiz olmalıydı. Yan yana,delikanlıca.
Hani dünyanın çivisini çıkaran medeniyetimize inat, iki geveze bakış ve bir ince anlayış.
Diyorum ya, elde var iki. Bu matematik beni niçin sevmez ki!
: )
29 Ağustos 2008