DİVAN ŞİİRİNDE ÇİÇEK MOTİFİ küçük notlar:

Divan şiirinin temelinde belirli benzetme öğeleriyle, mazmun ve motifler bulunmaktadır. Hemen her divan şairinin şiirinde rastlayabileceğimiz kimi mazmun ve motiflerin divan şairlerinin şiirlerinden, örnek metinlerden yola çıkılarak tespit edilmesi, divan şiirinin kendine özgü benzetme dünyasının ortaya konulmasında önemlidir.*

Divan şairleri, şiirlerinde sevgilinin çeşitli tavır ve durumlarını ortaya koymak için,en az sevgili kadar güzel olan çiçek benzetmelerini kullanmışlardır.

Bir yüzi gül gonce-leb dil-dâr dersen işte sen
Sen güle bülbül gibi kim zâr dersen işte ben

NECATÎ*

“ Gül yüzlü, gonca dudaklı bir gönül avcısı dersen, işte sen! Sencileyin bir gül uğruna bülbül gibi kim inler dersen, işte ben!”

Necatî’yi inletir bir gül yüzlü, gonca dudaklıdır sevgili. Çiçek, sevgili demektir. Sevgili nazlıdır, tazedir, ömrünün baharındadır ve dokununca solar; tıpkı çiçekler gibi. Dudağı, yanağı, gözü, saçı, ayva tüyleri her biri bir güzellik emaresi ve hepsi birer nazenin çiçek aksidir. Şairi( aşığı)  deli eyler; aşkının hicranında kaybeder. Her çiçeğin kokusunu, rengini taşır bir cevherdir dersek de yalanlamış olmayız divan şairlerini.
Divan şiiri geleneği üzre bazı çiçekler ön plandadır daima: Gül, lale, nergis, benefşe(menekşe), reyhan, sünbül, yasemin, erguvan… Bu çiçeklerin üzerinde tek tek durmak, onların divan geleneği içinde sevgilinin hangi vasfını betimlediğini görmek açısından daha doğru olacaktır.

Gül, divan şiirinde en çok kullanılan ve tüm güzellik vasıflarını bünyesinde toplayan çiçeklerin şahıdır. Bundan sevgilidir gül; sevgilinin yanağıdır; dudağıdır; teridir, elleri, kulaklarıdır. Sevgilinin boyu gülfidanıdır. Sevgilinin yüzü gül rengidir. Gül, Efendimiz ( s.a.v)’ın kokusudur, O’nun yansımasıdır. Dinimizde de kutsal sayılan bu çiçek, divan şairleri tarafından da kutlu olan sevgiliye benzetilmiştir. Sevgili, bazen Yaradan’ın kendisi; bazen elçisi Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Selem; bazen de vuslatı imkânsız hale getirilmiş bir hayali güzeldir. Gül bulunduğu yeri “gülistân” yapar; baharın adı gül mevsimidir. Gül, nazlıdır, zariftir, kırılgandır. “Gül üzerine yapılan teşbih ve mecazların sonu gelmez.”*

Ey gül ne aceb silsile-i müşg-i terün var
V’ey serv ne hoş cân alıcı işvelerün var

FÛZULÎ*

“Ey gül ne kadar güzel, taze, misk zincirin var. Ve Ey servi ne güzel can alıcı işvelerin var.”

Şair, üzerine gül aşılanmış serve hitap ediyor. Çünkü sevgilinin saçı ve boyu vardır. Eskiden serviye gül aşılarlar ve gül bundan aldığı besinle serviyi sararmış. Gülde, yani gül görünüşte hayret edilecek bir taze misk zinciri var; bu da zülüftür. Zülüf de misk de siyahtır. Gül endamlının üzerinde misk zinciri ile bağlı olmasından kâinatta her an olan hadiselerin birbirine sebebiyet zinciri ile bağlanmasına gönderme yapılmıştır.

Nola gönlüm ârızun isterse cânum kâmetün
Resmdür âlemde bülbül gül sever pervane şem’

FÛZULÎ*

“Gönlüm yanağını, canım da boyunu isterse buna şaşılır mı? Bülbülün gülü, pervanenin de mumu sevmesi âlemde âdettir.”

Bu beyitte de Gül-Bülbül aşkının efsanesine gönderme yapılmıştır. Gül üzerine yazılanlar, söylenenler bitmiyor; hemen her dini ve din dışı kaynakta karşımıza çıkıyor bu güzellik teşbihi.

“Divan şiirinde kırmızı rengi ile sevgilinin yanağı ve aşığın gözyaşları laleye benzetilir. Lâlenin ortasındaki siyahlık sevgilinin yanaklarına özenme ve onu kıskanma dolayısıyla bağrında meydana gelmiş bir yara, dağlama olur. Ciğeri kan olmak, bağrı yanmak, pürhun olmak vs. bu nedenle kullanılır. Ortasındaki karalığı ile lale, üzerinde ben olan bir yanaktır. Sevgilinin yanağı ve aşığın gözyaşları laleden daha kırmızıdır. Divan şairinin sözünü ettiği lale, çok zaman şakayık denilen gelincik lalesidir.”* Prof. PALA laleyi böyle tanımlıyor. Şekil yönünden kadehe benzeyen lale, şarap, kan, la’l, kâse-i mercan, cam, şem, çerağ, kanlı kefen, al sancak vs. olabilir. Rengi ve şekli yönünden hayli geniş bir kullanıma sahiptir.

Aceb bi bağ kenârında dursa lâle hacil
Ki lâlezâr-ı cemâlinde hûr u zârındır

AHMET PAŞA*

“Lale bağ kenarında utangaç dursa şaşılır mı? Çünkü o lale bahçesine benzeyen yüzünün güzelliği yanında senin bir düşkünündür.”

Şair, sevgiliye, “senin yanakların o kadar kırmızı ki, lale bile onun yanında utanır kızarır” diyor. Lalenin kırmızılığı sevgilinin yanağına bağlanıyor.

Lalenin ardından Divan şiirinde en çok kullanılan bir diğer çiçek teşbihi de sünbüldür. Sünbül, renk, koku, şekil açısından her yönüyle beyitlere yansır. Sünbül-lale-gül üçlüsüne beyitlerde sıklıkla rastlanır. Pek çok yerde de bir arada kullanıldığı görülmüştür:

Gül yüzün lâle ruhun sünbül-i terdir zülfün
Nâ-şüküfte dahi gül goncası nâzik dehenin

HİSÂLÎ*

“ Yüzün gül, yanağın lale, saçın taze sünbüldür. Ağzın bile henüz açılmamış gül goncasıdır.”

Sünbül, genellikle sevgilinin saçıyla ilgilidir. Sünbülün gül veya laleyle bu kadar sık bir araya gelmesi sünbül zülüflerin yanakların üstüne dökülmesindendir; bu yanaklar kimi zaman gül kimi zaman laledir.

Nergis, yüzyıllar boyu anlatıla gelmiş efsanelerde başrol oynamış bir çiçektir. Ona, kendine âşık olan Narsis’in suya düşüp boğularak bu çiçeğe dönüştüğü Yunan Mitolojisinde de; gül ile arasında yaşanan aşkla Şark mitlerinde de rastlamak mümkündür: Nergis, gülle yaşadığı aşktan göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve kıyamete dek hicrân ve intizâr çekmeğe mâhkum edilmiştir.

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr

BÂKÎ

“Bütün bu efsanelerde nergis ile göz arasında yakın bir ilişki vardır. Sevgilinin gözü nergistir; baygın ve şehla bakar.”*

Nergislerüni ko uyusun gül yüzünde kim
Olur bahâr günleri hâb-ı seher lezîz

NECÂTÎ

“Gül yüzlü nergis (gibi) gözlerini kapat, uyu ki bahar günlerinde sabah uykusu güzeldir.”

Reyhan (Fesleğen), Divan şiirinde kokusu ve şekli itibariyle anılır. Sevgilinin saç ve ayva tüyleri reyhana benzer.

Gülzar içinde sünbül ü reyhan hacîl olur
Salsan bu hüsn ü lûtf ile ruhsâre perçemin

KARAMANLI NİZÂMÎ

“Sen, güzellik ve hoşlukla perçemini yüzüne düşürsen(salsan); gül bahçesinde sümbül ve reyhan utançtan kıpkırmızı kesilir.”

Bazen de sevgilinin güzelliği karşısında utanandır, çiçek. O erişilmez güzellik karşısında kifayetsiz kalan sözler tabiattaki güzelliği saklamakla anlatılır ancak.

Eski dilde Benefşe de denilen menekşe, kokusu, koyu rengi, boyunun eğriliği, şekil yapısı bakımından anılır Divan şiirinde. Sevgilinin beni menekşeye benzer. Renk ve koku yönünden miske benzer, doğal olarak miskle yapılan teşbihler bu çiçekle de yapılır. Demet demet menekşe, sevgilinin saçıdır. Bazen ayva tüyleri yerine de kullanıldığı görülür.

Dağıt menekşe saçları gül yanak üstüne
Saçgil abir u amberi gülzâre ey sabâ

AHMEDÎ

“Menekşe gibi saçlarını gül yanağının üstüne dağıt. Ey saba, güzel kokuları gül bahçesine saç!”

Yasemen, Divan şiirinde rengi, kokusu ve yaprağı dolayısıyla anılır; sevgilinin yanağını teşbih ederken kullanılır. Bazen de gül bahçesinde bir çiçektir yalnızca.

Bâd-ı sabâ ki bûy-ı gül ü yâsemen içün
Cerrâr-ı bî-nevâ-yı reh-i bûstân olur

NEF’Î

“Gül ve yasemin kokularını taşıyan saba rüzgârı ki, bu zavallıyı ardından sürükleyen bir gül bahçesi yolu olur.”

Erguvan, kırmızı renkte bir çiçek olması münasebetiyle Divan şiirlerinde dudak ve şarap teşbihi için kullanılır. Ergavan olarak kullanımları da mevcuttur.

Dürr ü yâkut ile bir nahl-i murassa sandım
Erguvan üzre dökülmüş katarât-ı emtâr

BÂKÎ

“Erguvanlar üzerine dökülen yağmur damlalarını, nahl-ı musarra(gelin için süslenen ağaç)üstünde inci ve yakut sandım.”

Sevgilinin dişi inci, dudağı yakuttur, boyuda fidan gibidir, süslü bir gelin ağacına benzer; şair sevgilinin dudaklarını erguvan üzerine dökülmüş yağmur katreleri sanıyor.

Divan şiirinde kullanılan pek çok mazmun ve benzetmede olduğu gibi çiçek teşbihi de daha çok sevgili üzerine bina edilmiştir. Ancak zaman zaman geleneğin dışına çıkan bazı şairler de olmuştur. Bunlar kimi zaman farklı mecaz ve kinayelerle mazmunların olağan kalıplarının dışına çıkmasını sağlamışlardır.

Divan şairleri, sevgilinin yollarına saçtığı kelimelerin hasadını toplayabildi mi bilemiyoruz, ancak elimizde lezzetli beyitler bırakarak bu terk-i diyar etmişlerdir.

Ârız u ruhsâr u zülfün ey letâfet gülşeni
Biri gül biri karanfül biri sünbüldür bana

NECÂTÎ

“Ey letafet gülşeni! Bana yanağın gül, yüzün karanfil, saçın ise sünbüldür.”

Nergihan YEŞİLYURT


Divan şiirindeki çiçek teşbihi en sık başvurulan benzetmelerden olmakla birlikte; burada bu konuya çok kısaca değinmiş bulunuyoruz. Divan şiiri deryasında yola çıkarken rehber edindiğimiz kaynaklar:

*PALA, İskender, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ekim 2005,Kapı Yayınları.

*PALA, İskender, Kronolojik Divan Şiiri Antoloji, Ekim 2003, L&M Yayınları.

*DEVELLİOĞLU, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat,2006(23.baskı), Ankara, Aydın kitabevi.

*TARLAN, Ali Nihat, Ahmet Paşa Divanı, 2005,İstanbul, MEB Yayınları.

*TARLAN, Ali Nihat, Fuzuli Divan Şerhi, 2005,Ankara, Akçağ.

*PALA, İskender, Şahane Gazeller 3- Necati, Eylül 2004, İstanbul, Kapı Yay.

Reklamlar

About Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com Tüm gönderileri Nergihan Yeşilyurt ile görüntüle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: