İnsan Düğmesi III

 insandugmesi-3

 

“Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.”*

Birbirine değdiği andan itibaren ayrılmayan başlayan iki şey hakkında konuşmak istiyorum. Engellenmeye dair bazı şeyler söyleyeyim misal. Ölümden daha yüce bir engelleme bilmiyorum yahut siz buna özgürlük deyin yine de.

Yaşamaktan daha ağır, bitiştirilmiş ağır ipleri insanlık maddesi ile ruhunun.  Öyle ağır ki… Susturulması gerek var olmanın eşsiz kederinin çünkü aslında yoksun, belli.

Bunları niçin yazıyorum. Yakın zamanda bir ölümü yâd edebilmek için, bir balonun sonuna yetişmiş külkedisi edâsıyla rahatsız ayakkabılarımı bir karakter oyuncusunun eşsiz kederleri önünde çıkardım. Öyle ki ölmek değil de yaşamaya tahammül etmek zoruma gitmişti. Benzemek belki de, bezenmek o itiraf edilen kimliğe. Biraz güneş, Şubatın ortasında.  Biraz piyona notası, dehşeti sindirsin diye, Ludovico Einaudi parmaklarından.

“Bence herkes, kendi kendini sevmekle ilgili sonunlar yaşıyor. Bu en temel insani meselelerden biri; sabah uyanmak ve gece için rahat bir şekilde kafanı yastığa koyabileceğin bir gün geçirebilmek… Gençliğimde insanın kendisiyle ilgili böyle şüpheler, endişeler duymasının gerçekten nasıl bir şey olduğunu göstermek isterdim” The Independent’tan Jess Denham’a verdiği röportajda Phillip Seymour Hoffman böyle diyordu.

Pazar günü 46 yaşında New York’taki apartman dairesinde kolunda bir şırıngayla ölü bulunan oyuncu, gerçekten de sinema kariyerinin büyük bir bölümünü bu sözünü ettiği endişeleri perdeye getirmek için kullandı. Ben ona, bu haberi yazabilmek için -bir şair dostumun çok sevdiği oyuncu olarak veda edebilmek için- Capote filminden baktım… Dürüst bir bakış değildi kabul ediyorum, bir oyuncunun atmosferine girmek için yeterli bir bakış değildi. Ancak yüklendiği karaktere tüm doğallığıyla –hatta benim için rahatsız edici şekilde fazla doğal- girebildiğini görmek açısından Truman Capote karakteri de yeterli olabildi…  Hoffman’ın 1990’ların Miramax çağından Oscar’a uzanan yolculuğu, 46 yaşında, karakter oyunculuğuyla başrol arasındaki sınırları bulandıran eşsiz kariyerlerden birisi olarak son buldu.

*Nilgün Marmara

Bir Ucundan Mutlak Aşinası Olduğumuz Melodiler ve Kitaro

Asıl adı Masanori Takahaşi olan Kitora’ya bu isim bir Japon anime karakterinden esinlenerek arkadaşları tarafından verilmiş. Kitaro’nun Türkler tarafından tanınması ve sevilmesi 1980’lerin başında  (yani henüz pek çoğumuz doğmamışken) TRT 1’de yayınlanan İpek Yolu Belgeseli’nin aynı adlı The Silk Road parçasıyla olmuştur. “New Age” müzik türünün Yanni ve Angelis gibi çok sevilen ve çok tanınan bir temsilcisidir. (Pek çok enstrümanı çalabilen bu adamları acayip kıskanıyorum.)

Altın Küre ve Grammy ödüllü de bulunan Kitaro, 36 kişilik orkestrası ile 4 Mart’ta Haliç Kongre Merkezi’nde sahne alacak. Kitaro’nun dinleyen herkeste farklı bir huzur ve derinlik hissi uyandıran melodilerini kaçırmamanız tavsiyesiyle… Özellikle ‘new age’ türü size uzak değilse.

Bu Ara Okumak İstediklerim:

  1. Nur, Mustafa Kutlu
  2. Erkek Kulübünden Siyaset, Serpil Çakır
  3. Pazıl Bozul, Sinan Özdemir

 

 “Sevgili Paul, bugün kendime arzularımın, gerçek arzularımın ne olduğunu sorsam, kendimi yanıtlamaya tereddüt ederim, evet, hatta belki de arzu beslemenin hakkımız olmadığını anlamış olabilirim, belli bir işi yerine getirmekle görevliyizdir belki de, hep yaptığımız şeylerin hiçbir etkisi yoktur, ama yine de sabah sekizden akşam altıya kadar bir sayfa üzerine bir tire çizmek ya da iki nokta üst üste koymak önemliymiş gibi davranmak zorundayızdır.” Ingeborg Bachmann.

 

Mahalle Mektebi 16; Mart-Nisan 2014.
Nergihan Yeşilyurt

Reklamlar

About Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com Nergihan Yeşilyurt tarafından yazılan tüm gönderileri görüntüle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: