Otomatların Marşı Üzerine-Hece Eylül 2016

Geçtiğimiz aylarda sevgili Gökçeler Hanım ile Hece Dergisi’nin Eylül 2016 sayısında yayımlanmak üzere bir söyleşi gerçekleştirdik. Biz konuşurken -her zamanki gibi- çok eğlendik. Röportajın bir kısmı Hece’de yayımlandı. Ama gayet uzun olan tamamını burada paylaştı sevgili Gökçe. Bu güzel fotoğraflar için Serhat Keskin’e ayrıca çok teşekkürler. 

og4a3753.jpg

Nergihan merhaba, Otomatların Marşı nasıllar acaba?

Arkadaşlarımın eline kitabımın ulaşmasıyla darbenin patlak vermesi aynı güne denk geliyor. Mağdur olduk kitabımla. (gülüşmeler) Görüştüğüm arkadaşlarımdan “Geldi ama ben sana haber veremedim malum sebeplerden” tepkileri geldi.

Kuşların söylediğine göre çok güzel yemek yapıyormuşsun. Ama Türk kahvesinde pek de başarılı değilmişsin. Sence köpüklü ve telveli bir kahve yapmak mı yoksa şiir yazmak mı daha zor?

Kahve yapmak.

Şiir yazmak o kadar kolay yani?

Hayır, şiir yazmak o kadar kolay değil. Ama en azından şiir için artık bir formülüm olduğunu düşünüyorum ya da formüller üzerinde çalışıyorum diyelim. Ama kahve için henüz bir formülüm yok. O yüzden evde kahveleri her zaman erkek kardeşim yapar.

Aykut Ertuğrul’un izniyle Post Öykü’nün klasikleşen sorusunu sana da yöneltmek istiyorum. Google’da adını ne sıklıkla aratıyorsun?

Bir yayın yapmıyorsam ayda bir filan. Bir yayın yapıyorsam daha sık aratıyorum.

Peki ya Twitter’da?

Twitter için bir uygulama kullanıyorum. Zaten otomatik olarak adımla ilgili bütün bildirimler önüme düşüyor.

Şimdi kitabın da yeni çıktı. Instagram’a fotoğrafları düşmeye başladı. Orada da aratıyor musun ismini?

Arkadaşlarımınkini zaten görüyorum. Etiketliyorlar beni. Diğerleri etiketlemediği için göremiyor olabilirim.

Dolma kalem koleksiyonun başta Instagram takipçilerin olmak üzere pek çok kişi tarafından biliniyor. Kitaplarını da bu muhteşem kalemler ve onların muhteşem mürekkepleriyle imzalıyorsun. Düşünmeden edemedik acaba dolma kalem koleksiyonu yapmanın sebebi kitaplarını imzalamak mıydı?

Dolma kalem koleksiyonumu genişletirken kitabımı imzalama kısmını koz olarak kullandığım doğrudur. Yani “Arkadaşlar kitap imzalamaya yetecek kadar kalemim yok” deyip çevreme psikolojik baskı yapıyorum.

Neden şiir?

Bunun birkaç nedeni var. Yazmaya başladığımdan beri hep biraz şiir gibiydi yazdıklarım. Yani bu bilinçli bir tercih değildi. Şiir yazayım diye oturmadım ya da şiir yazmaya karar vermedim. Çocukluk çağımdaki şiirimsiler dışında şiirle alakam yoktu. Hatta okumalarım da şiir üzerine değildi, genelde öykü ve roman üzerineydi. İleride bir şey yazacağımı düşünüyordum da daha çok roman, hatta fantastik roman yazacağıma dair hayalim vardı. Ama öyle olmadı. Liseden sonra yazdığım şeyler şiire evrilmeye başladı. Tabii biraz romantik gerekçelerin de etkisi vardı. Sonra o romantik gerekçeler ortadan kalktı ama benim şiirle olan etkileşimim daha da arttı. Bu tip gerekçeler ortadan kalkınca şiirin kendisiyle olan etkileşim daha iyi oluyormuş. Sonra da disiplinli olarak şiir yazmak için şiir okumaları yapmaya başladım.

Yani şiiri sen seçmedin, şiir seni seçti, diyebilir miyiz?

Yani, denebilir. Ama şiir çalışmayı ben seçtim.

Neden Hece?

Buna çocukluk motivasyonu şeklinde cevap verebilirim. İlk fuar tecrübem ortaokula tekabül ediyor, eve Dergâh dergisi ile gelmiştim. O dönem bizim için iki dergi vardı: Birincisi Dergâh, ikincisi Hece. Bilebildiğimiz, bizim çevremizin de tanıdığı bu ikisiydi. Onun dışında Varlık vardı. Zaten o dönem deli gibi klasikleri okuyordum, okulda öğretmenlerinin kitaplardan dergilerden bahsettiği şanslı bir ortaokul dönemim oldu, Hece de bu aşinalıktan.

İlk şiirin ne zaman yayımlandı Hece’de?

2013 yılının Eylül sayısında Yalan Ayaklı Doroty isimli şiirim Hece’de yayımlandı.

Sana ne ilham verir?

Kızmak bana bugünlerde çok ilham veriyor. Normalde duygularla gelen ilhamlar çok sahih ilhamlar değillerdir bana göre, ama ille ilhamdan bahsedecek kızgınlık bana çok ilham veriyor. Evvelden de üzülmekti motivasyonum. Ama aslında en çok iyi bir kitap okuduğumda çok rahat kalemim hareket eder, güzelliklerin birbirini iten bir gücü var kesinlikle.

Otomatların Marşı’ndaki epik hava da zaten bunu hissettiriyor.

Burada da bir sürü şeye kızdım. Hem kendimle hem toplumla, insanların gidişatıyla ilgili bir sürü şeye kızdım. Bu kızgınlıklarımı bazen yüksek sesle bazen daha naif dile getirdim.

Şiir nasıl yazılmaz?

Şiirin durağan bir şey olduğunu düşünerek şiir yazılmaz bence. Yani şiir de bir nehir gibi sürekli bir akış halindedir. Hatta benim kitabımda nehir imgesini bu kadar yoğun olmasının bir sebebi de bu.

Nehirler Durmaz” Nergihan. 

Nehirler de durur elbette. Yani ben oturdum bunu yazdım bitti bir daha asla olmaz şeklinde şiir yazılamaz bence. Öyle bir şiir olamaz.

Yani bir şiirin devam ettiğini mi düşünüyorsun?

Evet, insanın aslında tek bir şiir yazdığını düşünüyorum. O ayrı bir mevzu. Ama bir yandan da gençler şimdi bir oturuşta şiir yazıyor. O hiç ellenemez, ona ben dâhil kimse müdahale edemez gözüyle bakıyorlar. Biz de böyle yapıyorduk. Ama öyle değil. Şiir sürekli ve sürekli müdahale isteyen bir şey. Ben bu kitapta dergilere gönderdiğim bütün şiirlere sonradan müdahale ettim. Hatta birkaç kere müdahale ettim. 6 ay ara verdim yeniden müdahale ettim.

Yazdığın her mektubu gönderir misin?

Hayır. Kendime yazdığım mektupları göndermiyorum, bir daha dönüp okumuyorum onları. Ama başkalarına mektup yazmayı çok seviyorum ve onların hepsini gönderiyorum.

Peki ya “kadınlar neden yazdıkları her mektubu göndermezler”?

Sanırım kadınlar, bu konuda risk almayı sevmiyorlar. Bir mektubu gönderdiğinizde bir karşılık gelecek. Bu da sizin hoşlandığınız bir karşılık olmayabilir. Dolayısıyla o karşılığı duymamak için mektubu göndermezsin. Ama duyguyu yazarsın, o duygunun çıkmasını sağlarsın.

Çantanda hangi kitap(lar) var?

Şu anda çantamda “Hâlâ Barbar Mıyız?” kitabı var. Kolektif bir kitap. 13. İstanbul bianelinde Lale Müldür’ün Anne Ben Barbar Mıyım? Kitabı üstüne yapılmış, pek çok ismin yazılarının olduğu bir kitap. Onun dışında Otomatların Marşı ile geziyorum. Ola ki birine acil imzalamam gerekirse diye. (gülüşmeler)

Şu an hangi kitap açık e-kitap okuyucunda?

Orçun Ünal’ın Dekadans ve Ölüm’ü var.

15 Temmuz’un şiirini yazsan başlığı ne olurdu?

Sanırım 15 Temmuz’un şiirini yazıyorum. Ne zaman biter hiç bilmiyorum.

Tamam, güzel, beklediğimiz cevap. Peki, başlığı ne olacak?

Başlığı konusunda henüz bir fikrim yok. Ama içinde devrim, darbe, kahramanlık geçen bir şey olmayacak. Başka sorulara cevaplar, başka cevaplara sorular düşünüyorum. Çünkü insanları bir araya getiren şeyler çok çabuk onları ayrıştıran şeylere dönüşebiliyor. Hatta bununla ilgili “Hayvan Filtresi” (Otomatların Marşı, s.64) başlıklı şiirimde şöyle demiştim: “Birbirine değdiği andan itibaren ayrılmaya başlayan/ iki şey hakkında konuşmak istiyorum.” Bu iki şey çok romantik algılanmıştır belki. Orada kastettiğim şey tamamen insanların bir ortak paydada buluşur buluşmaz birdenbire zıt yönlere hızlıca koşmasındaki sıkıntımdı.  Bu ne acele?!

Tamam, madem başlığı yok o zaman ilk mısrasını söyle, spoiler ver biraz bize.

Elimdeki taslaklara bakarak şiirin üç bölümden oluştuğunu söyleyebilirim. Bir bölümü tamamen yüksek sesle okunacak bir marş şeklinde. Şöyle başlıyor: “Yalan, yalan, yalan, yalan, yalan, doğru, yalan, yalan, yalan / Doğru mu? O da ne! Hurraa.” şeklinde. Benden beklenilen bir şekilde başlamıyor. Onca yalanın içerisine bir doğru koydum. Her mısrada yalanlar biraz daha mısra başına, işin başına yaklaşıyor. Sorular ve cevaplar evriliyor ama en sonunda doğru diyemiyor artık insan, “Korkuyorum” diyor. Yani belki bizim darbede yaşadığımız şey bu. Sürekli yalanlar içerisinden doğruyu çıkarmaya çalışan insanlar olarak en sonunda yalanları bitirip –bitermiş gibi- doğruya yaklaştığımız yerde artık “Korkuyoruz” dedik. Yani o korkunun fitilini ateşlediği şey iyi bir şeye de yol açtı. Lakin duygularla ortaya çıkan şeylerin, o bahsettiğim mısradaki gibi ortaya çıktıkları hızla insanları ayrıştırıp uzaklaştırması gibi bir riski var. Bunun devamlılığını sağlamak oldukça zor. Bu “korkuyorum” kastetmek istediğim her şeyin karşılığı da bir yandan. Şiirden evvel şerh vermek oldu biraz bu, ama endişeli olmayı her zaman açık unuturum. Yazmanın belki bir yandan iyi bir yandan da delirten tarafı budur.

Çok teşekkür ederiz Gökçeler olarak sayın Nergihan. ❤

HECE-Eylul-2016-237-kapak

Reklamlar

About Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com Nergihan Yeşilyurt tarafından yazılan tüm gönderileri görüntüle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: