Bezgin Otomatların Marşı- Halil Ünal

IMG_9955

Ben ırmakçıyım denizci değilim

Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun

Sezai Karakoç

Şiir okurken, gözümüzde, şiiriyle beraber bir şair imgesi belirecektir. Otomatların Marşı şairi için her şeyden önce, “ırmakçı” (nehir) bir şairdir derim. İlkokulda çizdiğimiz resimlerde ortada hep bir akarsu olurdu. İşte, Nergihan Yeşilyurt da çocuksu bir biçimde, hayatın ortasına bir nehir, bir su imgesi bırakmakta, yine bir ceviz ağacı imgesi ve bir masal.

Otomatların Marşı, Nergihan Yeşilyurt’un (1985 d.) ilk şiir kitabı. Haziran 2016, Hece Yayınları. Nûn (Kalem Suresi), Elveda Boynu Vurulmuş Güneş (Apollinaire): İki bölüm. “Annemin şahsında bütün kadınlarıma” ithaf edilmiş. 27 şiir ve 101 sayfa. Güzel bir kapak olmuş.

Gösterişten ve duygulanımdan uzak, özenli şiirler bunlar. Oyunbaz değil, ironiye ve deneyselliğe kapılmıyor. Küçük paslaşmalarla incelikli bağlar kuruyor şiirleri arasında, böylelikle de belli bir izleği kitabın bütününde -gerçekten bütünlüklü bir kitap- sürdürmüş oluyor.

Karşıtlık: Şiirlerin genelinde belirgin olan, modern olana ve modern alana karşıtlıklar üzerinden sürdürülen bir tavır alışın geliştirildiğidir. Bu tavır, güncel olan üzerinden sürdürülürken (ekran, kamera, estetik merkezleri, toplu konutlar, rezidans, naylon, makine, otomatlar); genellikle masumiyet üzerinden, (çocuk-luk, oyun-cak, masal, kadın, beyaz, su, nehir ve ceviz ağacı) bir karşıt alan seçilmektedir. “armudun kırılan dalından / toplu konutların plastik salıncaklarında buluverdim kendimi” (Telaşlı Bir Ağacın Reenkarnasyonu) Çocuklukta kalan doğal oyun yeri (“armut ağacı”) ile günümüzün toplu konutlarındaki yapay oyun yerleri (“plastik salıncaklar”) arasında bir karşıtlık oluşturulur. Bu karşıtlık diğer yerlerde de sürdürülür: “Ben küçükken yaban keçisiydim, karışmak topluma / bir onmaz ihmaldi aslında biliyorsun / çünkü evcil ve medeni olan ne varsa / sürüyordu bir uçuruma gülen ve ağlayan maskeleri.” (Telaşlı Bir Ağacın Reenkarnasyonu) Çocuklukta kalan yabani-lik, (biçimlendirilmemişlik) ile zıddı olan evcil-lik ve medenilik arasında karşıt bir ilgi kurulmuştur. Örnekleri göstermek için sıralamak istiyorum: biber kızartması – ucuz parfüm, ağaç ürünü – metal ürünü, bakkal tanrısı – market tanrısı, bahçe – naylon, beyaz ten – esmer ten, parfüm – abdest gibi. Bu karşıtlıklarda modern olanın daima olumsuzlandığını görüyoruz.

Çocuk: Çocukluk insanın en saf ve yalın hâli, masumiyet alanıdır. Çocuk ve çocuksuluk; temizliği, beyazlığı ve duruluğu göstermek için seçilmiştir. Daha ilk şiirde dile gelen, modern olanın ve çağın kirliliğidir: “şimdiden leş kokuyor tüm bahsim.” (Sabahların Gidişatı Üzerine Mülahazalar) Çocuğa ait olan her şey güzeldir, modern araçlar ise bu güzelliği yok etmektedirler. “şimdi çillerin kapatıldığı estetik / merkezlerine doğru çoğalıyor her şey.” (Sabahların Gidişatı Üzerine Mülahazalar) Çocuğun dünyası masalsıdır: “bak artık uzaya çıkıyor kırmızı başlıklı kızlar”, “kaç masal daha ödünç alabilirim.” (N Yok) Bugünün dünyasının masalları da arızalıdır: “Arızalı masalları / bilançoları, kaba yerlerin hesabını size bırakıyorum” (Bezgin Otomatların Marşı) Çocukluk, oyunlar ve oyuncaklarla geçer: oyuncak, yürüteç, balon, salıncak, tahta kuş, sapan, topaç, topraktan kılıçlar, ip atlayan kızlar… Çocukluk insanlığın hâlâ ölmeyen tarafını, masumiyetini gösterir.

“-çocuklar beni kendime çeviriyor,” (Eski Koltuk Baharı Diye Bir Şey)

“çünkü çocuk onlar, hangi oyun dönüyor kendi etrafında” (Sabahların Gidişatı Üzerine Mülahazalar)

“Sahi / insanın kaç kere beyaz bir şeyi olur ki beyaz kalabilen.” (Telaşlı Bir Ağacın Reenkarnasyonu)

Modernizmin; geçmiş ve geleneksel olanın karşısına, yaşanılan çağın yüceltilmesini geçiren bir tarafının olduğunu biliyoruz. Buradaki şiirlerde modern olanın ve modernizm eleştirisi, geçmiş ve geleneksel olanın savunulması üzerinden gerçekleşmiyor. Böyle olmuş olsa, şiir formu dağılacaktı. Nergihan Yeşilyurt, şiirini sakatlayacak böyle bir yaklaşımdan kendini uzak tutuyor.

“Kalemlerim var çağın incittiği” (Hiçbir Söylediği)

“Çağın ilk yorgunu” (Hayvan Filtresi)

“Yüzyılın cinneti”(Geometrik İblisler)

“her yüzyıl aynı birikmiş alınganlık” (Telaşlı Bir Ağacın Reenkarnasyonu)

“Gittim, zamanınızda bir nişânem kalmadı” (Biri Bu Şiire Bir İsim Düşünsün)

Yaşanılan kötü ve kötücül çağın, şimdinin karşısına; çocuğu, çocukluğu ve çocuksuluğu konumlandırarak -değil midir ki herkesin bir çocukluk dönemi yine herkesin bir çocuk tarafı var- masumiyet cephesini geniş tutmuş oluyor.

Kadın: Kitabını bütün olarak (annesine ve) kadınlara ithaf etmekle kalmıyor, Nergihan Yeşilyurt, şiirlerini müstakil olarak da yine bazı kadınlara adıyor: Mihriban’a, Özgecan’a, Nilüfer için, Emily (Dickinson), Ingeborg (Bachmann) ve Didem’e (Madak); akran ve kadın şairlerden Elif Nuray ve Zeynep Arkan bir şiirde geçmekte. Yine, “Ebcet Hesabıyla 256”, şiiri için de “Bu şiir Öznur Tunç’un içindeki ‘Nûr’a düşülmüştür.” dipnotu eklenmiş. Ayrıca “128 Dikişli Şiir”i üzerinden Didem Madak’a birkaç yerde göndermede bulunuluyor. “Dikiş-dikmek”, şiirler arasında bir köprü oluşturacak biçimde (leitmotif), altı ayrı şiirde kullanılmıştır. [Bu göndermeler müntehir şairlerden Nilgün Marmara’ya (“Aldırma 128”) kadar da uzatılabilir. Burada Nilgün Marmara’nın 29 yaşında öldüğünü de hatırlayalım.]

29 yerime raptiyeledim beyazlama sanatını
tavşan olacaktım sonunda
bir deneyin sonunda.

Beyaz tenli kadınlardan bahseden kitabı kapıyorum usulca
bize bunu öğretiyorlar, beyaz olmayı, beyaz kalmayı,
çünkü insan denemeli bir kere, 29 yaşına gelince
nihayet ölümle elde edilebilir aranılan kozmetik de.  (Ölüm Çeşitleri)

“Ölüm Çeşitleri” şiirini Nergihan Yeşilyurt 29 yaşında yazmış olabilir. “Raptiyelemek” geçici olarak tutturmak işlemi iken; karşıtlığı olan “dikiş-dikmek” ise kalıcı olarak bitiştirmek, birleştirmektir. Burada 29’unda ölümü-intiharı deneyimlemekten söz ediliyor. “Beyaz tenli kadın”; modern kadını işaret eder, burada esmerlik-yerlilik üzerinden bir karşıtlık oluşturulmuş ve olumsuzlanmıştır. Kitaptaki sıralamaya göre bir sonraki şiirde; “bütünkelimeleribitiştirmekistiyorum / bana kâfidir 128 dikili tevbe” (Bir) diyerek farklı bir karşıtlık daha oluşturulmuş oluyor. “Romantizmin İcadı” şiirinde de; “kadın başıma / erkek gibi sahiplendiğim yalnızlığıma.” denilerek bu kez, erkek karşıtlığı üzerinden, kadın olumlanmaktadır.

“acıtmıyordu o zamanlar, siyahlara uygulanan
ayrımcılık. Sonradan öğrenecektim, tek renk vardı,
beyazdı ve çok namussuzdu. o yüzden yüzümün
beyazlığından utandım hep.”           (Hiç Günlük III.)

Beyaz-esmer (zenci) karşıtlığını bir formül olarak uyarlayacak olursak; modern olan kötüdür, ben modernsem ben de kötüyüm. Karşı çıktığımız bir hâlin içindeyiz. Denizi sevmeyen bir balık gibiyiz.

Otomat: Bir yandan insanlar makineleşirken, diğer yandan da makinelerde insansı özelliklerin geliştirilmesi yaşadığımız en büyük ve artık kaçınılmaz çarpıklıklardan. Üretim ve tüketim problemleri sonucunda insan araçsallaşırken, araçlarda hayatımızda tuttuğu yer ve zaman nispetinde elimiz kolumuz gibi hayatımızın hatta bedenimizin bir parçası hâlini almaktadır. “Ben daha yürüteç kullanırken satılıyor / yaşamak denen parantez içi” (Bezgin Otomatların Marşı) Maalesef hayatımızı makinelerle dolduruyoruz ve yine makinelerle geçiriyoruz. Biz daha bebeklikten itibaren kendimizi makinelere (“yürüteç”) teslim ediyoruz ya da makineler bizi, hayatımızı teslim almış oluyor. Hükmettiğimizi zannettiğimiz makinelere mahkûm olduğumuzu fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Modernizm eleştirisi, burada da çocukluk üzerinden yapılıyor. “eğreti makineler, insansı otomatlar / otobüs durakları / çünkü siz / masallardan kendinize gelemiyorsunuz” (Bezgin Otomatların Marşı) İnsanın eğreti makineye dönüştüğünü; otomatların ise insansı özellikler kazanarak “bezgin”leştiğini görmekteyiz. Masalların bile mekanikleşerek birer makine gibi arızalandığı bir dünya burası. İnsanda, “biraz kendilik kederi” (Romantizmin İcadı) kaldıysa, işte ancak o zaman, insanı çocuklar kendine getirebilecektir: “- çocuklar beni kendime çeviriyor,” (Eski Koltuk Baharı Diye Bir Şey)

Bir diğer şiirin başlığı yine bir kaçınılmazlığı işaret etmektedir: “Welcome To The Machine” Bize artık, çaresizce makineleri hayatımıza kabul etmek düşüyor. Bu saatten sonra yaşadığımız bu kâbusa seyirci kalmaktan başka bir çaremiz kalmamıştır. “…sayın seyirci / sayın, seyirlik, saygın, seyirci” (El Değiştirdi Kâbus) Ekranların karşısında artık biz hem seyreden hem de seyredilen değil miyiz? Makinelerin bizi komutlarla yönlendirdiği ve hatta yönettiği bir dünyada yaşamıyor muyuz? İnsan olmak ve insan kalmak gibi bir varlık problemimizin olup olmadığını, “insan halkı olamadık’ı” (El Değiştirdi Kâbus) düşünecek durumda mıyız?

Hece Dergisi, Şubat 2017, “Şiir 2016”.

Hece-Dergisinin-Şubat-2017-Sayısı-kapak

Reklamlar

About Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com Tüm gönderileri Nergihan Yeşilyurt ile görüntüle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: