Otomatların Marşı-Atakan Yavuz

Çin’in ilk önemli şiir eleştirmenlerinden Liu Hsieh (6. yy.), “Edebi Akıl ve Ejderha Oymacılığı” adlı kitabında ideal şiiri rüzgâr ve kemiğin dengeli bir terkibine ulaştığında uçabilen kuşlara benzetir.* Şiirde tek başına fikir ya da dilin mevcudiyeti şiiri sakatlar ona göre. Bu ikisinin ideal terkibidir bir şiiri var eden. Hsieh için şiir kuş ( kemik-rüzgâr) olabilendir. Ne sadece iyi fikirler (kemik) ne de ince duygular (rüzgâr) tek başına şiiri havalandırabilir.

Türkiye’de neredeyse yüz yıl sonra istiklal marşlarının yeniden sokakları çınlattığı günlerde, tarihi bir kırılma anında, bir başka marş kondu okuma listelerine: Otomatların Marşı. Nergihan Yeşilyurt’un ilk şiir kitabı olağanüstü bir dönemde çıktı okurun karşısına. Yüzyıl önce Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, İsmet ve Refet Paşaların, Kafkasya, Dumlupınar ve İnönü’de başlattığı özgürlük şarkılarını bu kez isimsiz kahramanlar, şehir içlerinde soğuk asfaltın üzerinde başlattılar. İster istemez çağdaş metinler yerine eski kitaplara geri dönüldü: Zeytindağı, Eğil Dağlar, Üç Mesele, Hangi Batı? Geri dönüldü çünkü İstanbul işgal edilince aslında Medine’nin de işgal edilmiş olacağını, Ankara düşerse İzmir’in sendeleyeceğini yeniden hatırlamamız gerekti. Batı için kurtarıcı olan evrensel değerlerin burada işgal gerekçesine dönüştüğünü yaşayarak görmemiz icabetti. Garip bir tevafuk ama aklını ve vicdanını hastalıklı bir ruha kiralamış “otomat” kölelerin marşı, İstiklal Marşı karşısında cılız bir inleyişe dönüştü. İşte o zaman hayatın ve eleştirel düşüncenin kalbinin aynı yerde attığı modern şiirin, tam da Nergihan Yeşilyurt’un odasından çıkmayı göze alarak dâhil olduğu bağımsız bir fert olma ağrısının hayatî önemini de anladık. Bu yüzden Braudel’in Akdeniz için söylediğini modern şiir için de söylemeliyiz: Modern şiiri görmek, tekrar tekrar görmek gerekir. Akdenizliliğimizin, Türkiye’ye yerleşmemizin teminatı modern şiirdir.

“İnsanın kaç kere beyaz bir şeyi olur ki beyaz kalabilen”

Hece, Dergâh ve Hacı Şair gibi dergilerden ismine âşina olduğumuz şairin Hece Yayınlarından çıkan Otomatların Marşı** kitabı yirmi yedi şiir ve iki bölümden oluşuyor: “Nûn” ve “Elveda Boynu Vurulmuş Güneş.” İlk dikkati çeken husus, kitabın temasına uygun ve iyi çalışılmış bir kapakla açılması kitabın. Otomatların zihinlerdeki deformasyonla başlayıp, insanî olanın teminatı olan yüzlerin bozulmasıyla sonuçlanan karanlık işleyişini oldukça güzel resmetmiş bir kapak bu. Açılış şiiri ”Sabahların Gidişatı Üzerine Mülahazalar” sıradan bir sabah manzarasıyla başlıyor. Çeyiz sandıkları ve emekli sızlanmalarının arasında bir şair varsa, her sıradan manzara gibi az sonra bir şeylerin ters gideceğini tahmin edebiliriz. Burada da öyle oluyor. Bronz heykellerin bile hakkını teslim ettiği güneşe sırtını dönerek, gündelik dile teslim olarak anonim/otomat bireylerin sessizce, anlaşmalar imzalayarak, çillerini örterek, referanslar sunarak “her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı” olmalarının kaydını tutuyor şair. Yağmurun bile artık klişe yağdığı hayat da elbet bir mutsuz bilince dönüşüyor onda. “Evcil ve medeni olanın” aslında uçurumda oynadığı bir maskeli balo bu; “Toplu konutların plastik salıncakları”ndan başlayıp ağlayanı kötü bir palyaçoya dönüştüren “ucuz kumaşların” müellifi olan şehirde yaşanan. Her şeyin bu baş döndürücü gelip geçiciliği –keder hariç- ve yeni yetme şarkıların sığlığı karşısında, susmanın imkânsızlığı ve konuşmanın anlamsızlığı arasında sıkışıp kalan şair hüzünle soruyor: “İnsanın kaç kere beyaz bir şeyi olur ki beyaz kalabilen?”

“Senin üzülmen de anlatım bozukluğudur”

“N” ve “Eski Koltuk Baharı” şiirleriyle Yeşilyurt, şiirini masalların etkisine açarak şiire geniş hayal gücünü ve fantastik olanı da dâhil ediyor, oyunun imkânları devreye giriyor: “Çocuklar beni kendime çeviriyor, kralı annesi camdan yemeğe çağırıyor.” Sıradan bir sabahın içinden, telaşlı ağaçların, kral çocukların içinden geçerek “topluma karışmak” kendini “kamusal prangalara” teslim etmek bir “onulmaz ihmal” şair için. Yeniden odalara, kitaplara dönüyor: “Üzgünüm, odalara yerleştiriyorum kendimi.” Belki de kanat çıkaramamanın acısıyla trenler icat ediyor odalardan odalara, kadınlarına, Emily Dickinson’a, Ingeborg Bachman’a ve Didem Madak’ı ziyaret ediyor, “becerebilirsem bir aşk şiiri yazacağım” diyor.  Bundan sonraki şiirlerde hemcinsi şairlerle bir diyaloga giriyor. Bu diyalog, kendini etkiye açmak şiir açısından bir sağlık alametidir. Çünkü özgünlüğü sahici kılmak ancak bu tür akrabalıklara sırt çevirmekle değil onları kabul etmekle mümkündür. Yer yer yeniden monoloğa dönse de öfke (“kaldığım yerden yüksek sesle okuyacağın dünyanın canına”) ironi (“bugünlerde Market Tanrısı Bakkal Tanrılarından daha çok dileği kabul ediyor”) kusursuz bir lirizm de katılıyor ilerleyen şiirlere ( “aklımdasın/ bir çiçeğin gölgesini bulması gibi bir şey bu.”)

Yeşilyurt, kitabın ikinci bölümü olan “Elveda Boynu Vurulmuş Güneş”te kendine özgü bir sese kavuşmuş, sahici bir lirizm ve derinliği yakalamış görünüyor. Son şiir “Hiç Günlük” yedi bölümden oluşan bir düzyazı-şiir. Ontolojik gece sorularına verilmiş samimi cevapları içeriyor bu şiirler: “ilahî bu kalbin içine niye kuş kattın da göğü üzerinden kaldırdın. bir dudak payı içlenmek kalmış. sonrası hiç. hiçbir şeyden kırılır kalbimiz. hem hiçbir şeyden ağır ne var ki.”

“Mevsimsiz bahçelerde avuç içi kadar ömrüm”

Nergihan Yeşilyurt, Divan şiiri üzerine birikimi olan, şiirde modern bir zihni açığa çıkaran şairlerden. Cinsiyetçi değil ama şiirini kadınlık vasfına cesaretle sahip çıkarak yazıyor. Nezaket, incelik, içe bakış, hüzün, yalnızlık, yoksunluk… şiirinin temel meseleleri olarak çıkıyor karşımıza. Modern kadın şairleri iyi okuyup sindirmesi gibi bir avantajı da var.

İyimser fakat inatçı denilebilecek kadar da uyumsuz, estetikten ödün vermemesi öfkesini dizginliyor fakat doğaya karşı “onulmaz” bir kabullenişi var. Eleştirel yaklaştığı konularda bile özenli bir dili tercih ediyor; duygu ve olguyu bir arada yazıyor.  Soyut ve somut imgelerin yoğun bir terkibi var şiirinde.

Otomatların Marşı’na genel olarak baktığımızda Nergihan Yeşilyurt’un samimi ve nitelikli bir arayışın ürünü olan bu çalışması, Liu Hsieh’in ölçüsüyle kuş olabilmeyi başarabilmiş bir ilk kitap. Yer yer kapalı ve uzak/öznel çağrışımları, tahkiyeye kolayca yaslanması, rahat söyleyişin riskini üzerine alması bir yana; moda akımlara prim vermeme cesaretiyle, -pek çok genç şaire sirayet eden- içindeki ahlakçı vaizi susturma iradesiyle okuru üçüncü sınıf bir ilahiyatçı retoriğe ya da vasat bir ideolojik/muhalif söyleme değil içten ve nitelikli bir arayışa davet ediyor.

 

*Bkz. Eliot Weinberger/ An Elemental Thing/ New Direction Publishing

**Nergihan Yeşilyurt/ Otomatların Marşı/ Hece Yay. / Haziran 2016

Bu yazı Dergah Dergisi’nin 319. sayısında yer almıştır. (Eylül 2016)

 

 

 

Reklamlar

About Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com Nergihan Yeşilyurt tarafından yazılan tüm gönderileri görüntüle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: