Tag Archives: Divan Şiiri

DİVAN ŞİİRİNDE ÇİÇEK MOTİFİ küçük notlar:

Divan şiirinin temelinde belirli benzetme öğeleriyle, mazmun ve motifler bulunmaktadır. Hemen her divan şairinin şiirinde rastlayabileceğimiz kimi mazmun ve motiflerin divan şairlerinin şiirlerinden, örnek metinlerden yola çıkılarak tespit edilmesi, divan şiirinin kendine özgü benzetme dünyasının ortaya konulmasında önemlidir.*

Divan şairleri, şiirlerinde sevgilinin çeşitli tavır ve durumlarını ortaya koymak için,en az sevgili kadar güzel olan çiçek benzetmelerini kullanmışlardır. Okumaya devam edin


CEFA IRMAKLARINA ATLAYAN RİND

Sevgili! Sevgili Ey!
Tut ahımın felekleri yakan cefa mührünü; kır da usandım canımdan!

Fûzûlî… Umman içre umman… Divan şiiri okyanusuna dökülen en coşkun akarsu… Sevgili’yi en çok bilip de sevgili tarafından en çok bilinip de bunu tecalü ariflerin ardındaki gölgeliklerde gam suruna üfleyen, kendinin kıyameti, vuslatı bile isteye kaybetmiş kapı… Hasret perdesi ardındaki Nur-ı Sevda’yı görüp, göz akına yerleşen nurla-aşkla- şiir olmuş bir kara topraklık…
Biz elimizin acziyle doğru ipten eğirip gömlekler dikiyoruz dilimize; ummandan kadeh kadeh doldurup aşka kanmaya kalkıyoruz. Hayrola!
Fuzuli’nin çok sevilen gazellerinden birine mürekkep değdirelim de çağlar öncesinden bu rind-i şeydanın sesini pas tutmuş kulaklarınıza çalalım dedik:

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

“Yar beni canımdan usandırdı, bana cefa etmekten usanmaz mı? Ahımdan âlemler yandı da muradımın mumu yanmaz mı?”

Sevgili, cefa karanlıklarında koyup aşığını… Sevgili bilip aşığını… Bilip yaktığı ateşi… Cefa etmekten usanmaz ki aşığı da bu cefadan usanmaz. Gönül fitilini ateşleyen ahı, âlemleri yakar da bir türlü murat mumunu yakamaz.

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

“Sevgili, hastalığın derdin devasını ihsan eder, niçin bana derman kılmaz; beni hasta sanmaz mı?”

Dermanın kendisidir, dert vereni… En zalim hastalık da aşığınkisi… Dermanı başka yerde aramaya ne hacet; derman o leb-i gülde… Ancak niçin derman vermez; yoksa hasta sanmaz mı bu biçareyi?

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

“Hicran gecesinde ağlayan gözlerimden canım kan dökerim. Halkı uyandırır figanım kara bahtım uyanmaz mı?”

Ayrılık gecesi… Kan döker çeşmi… Feryadı alemi uykusundan uyandırır da karanlık uykusundan uyanmaz mı?

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

“Gül yanağına karşı gözümden kanlı yaş dökerim. Sevgilim; gül mevsimidir bu akan sular bulanmaz mı?”

Gül mevsimi değil midir? Gül yanağına karşı dökülen yaşlar; gül rengine özenip kan rengine bulanmaz mı? Gül mü rengine… Yanak mı güle özenip… Kan eyler aşığın çeşmini…

Gâmım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

“Üzüntümü gizli tutardım ben, dediler ki yâre ayan kıl; desem , o vefasız bilmem inanır mı inanmaz mı?”

Sır içre sır… Kederin ipine düğüm atılmışken sırla; dediler ki kıl yâre ayan! Sevgili; vefasızlık makamı… Bu çözülen düğüm; bu aşığın boynunu büken sır serilse bile yârin ayakları dibine; acep inanır mı? Yoksa inanmaz mı? Yoksa zaten bilir midir, sevgili aşığın bunca çabasını görmezden gelirken hem de ona inanmaz mı?

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta’n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

“Benim sana meyilim yoktu, sen aklımı ziyan etti. Bana kötü söz söyleyen gafil sen görüp utanmaz mı?”

Değildi meyletmiş bu güzele; ancak aklını başında mı koymuştur sevgili !? Onu böyle hor görenler acep Sevgiliden gafil olanlar, onu görseler utanmazlar mı bu söylediklerinden?

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

“Fuzuli, çılgın bir derviştir, daima halka rezildir. Sorun ki bu ne sevdadır, sevdadan usanmaz mı?”

Fuzûlî bir çılgın derviştir, daima rezil rüsvadır da halka; ancak onun işi gücü sevdadır. Hiç sevdadan usanmaz ki! Derdi sevda olana zor gelir mi hiç Sevgili’nin eziyeti, cefası, bî-vefası? Hiç içine bakan zahiri görür mü? Üst baş sersefil… Halk dilinde bir deli, bir çılgın… Ancak nâ-mühim… O ki, yanmışlığıyla ak pak eylemişken içini; bir kandil gibi ışırken halk ne demiş ona ne? Hakk ne eylemiş merakındadır o… “Kulum!” hitabına muhatap olmanın derdinde… Vedüd’ün cemalinin nasibi olması gayretinde… Ve belki de asırlar sonrasında bizlere âşık olma hususunda bir ders vermiş olma hevesinde… Bizler de acaba bu rind-i şeydanın kulağımızda tınlayan sesinden gönlümüze bir yol çizebildik mi; bunca satır ve kelamdan sonra?
Diyordu ya “ben de mecnundan çok âşıklık istidadı var/gerçek âşık menem mecnunun yalnız adı var”
Gerçek manada asrımızın mecnunlarının ve ondan önceki çağlarının mecnunlarının bu yanık sesten/gönülden öğrenecekleri çok şey var.

Haziran 2008

Beyitlerin altı: Nergihan Yeşilyurt


%d blogcu bunu beğendi: