Tag Archives: edergi

Frankens’şiir

Eduardo Ramón-2

Ciddi bir giriş cümlesi için çok çaba harcadım, ciddi bir söz söylemek için genel olarak. Sonra aklımdaki kuyruksuz tilkiler ciddileştikçe gülünçleşen hâller silsilesine benzedi.

Sevgili okur –mu demeliyim- yazmayı ciddiye alıyor muyum, soruyor muyum, düşünüyor muyum, bu şiir nedir, nereden geldi buldu beni, on yaşında bir minibüs; on bir yaşında bir devlet kurumu, kırmızı bir radyo –anteni bile var, şimdi antensiz işitiyoruz içşarkılar- on sekizinde birden intihar mektupları, yirmisinde aşka batmış Romantizmi bir edebi tür olarak biliyor hâlâ, yirmi beşinde birden şair yahut müteşabih. Otuzdan bahsetmek istemiyorum. Romantizm de diğer akımlar kadar.

Aslında bir şiir yazısı olacaktı bu, şiiri yazıcısına bitişik. Klişe bir soru soracaktım kendime. Neden şiir yazdığıma dair. Güntan’ın Fayrap Dergisi’nde yayınlanan İmkânların Efendisi iç diyalogundan bir güzel alıntı, hani sürekli yer değiştiriyoruz’la devam eden. (Sayı:19) “Bu durumda en akıllı insan, dünya ile ilgilenmeyi kesmiş olan insan” olacaktı. Ama sonra diyecektim ki Ludwig hani Wittgenstein olan “dünya bütün olup bitendir” diyordu, olup bitene eğilmeden nasıl duracaktı şair. Her şeyin dışına çıkmadan. Bizim küçük topluluğumuzun –siz ona edebiyat camiası da diyebilirsiniz- hiçbir halkaya benzememesinden dert yanacaktım. Aslında dert yanmaktan ziyade bir şeyle ilgiliydi sanatçı. Ancak ben ilgime değer bir şey bulamıyorum diyecektim sevgili oku-r-. Belki camianın neden dairesel ve bütünleşik şeyleri çağrıştırdığı üzerine bir şiir yazılabilir, ama bizim konumuz bu değil. Bizim konumuz sanki bir atlasmışçasına hepimizin sarınmak istediği kelime kumaşı da değil. Öznenin özgürlüğünün, onun öznelik halini yok ettiği de değil. Belki biraz bu. Sınırları olmayan, şekilsiz bir canavar da değil şiir. Yahut hepten el işi, dikile söküle mükemmelleştirilen bir ceset de değil.

Hâl böyle olunca aklıma Frankenstein yahut Modern Prometheus’un hikâyesi geliyor, yazarını kimse hatırlayamadığı için neredeyse anonimleşmiş bir kitap. Ana hikâyeyi herkes az çok bilir de canavarın değil, onu yaratanın adının Victor Frankenstein olduğunu pek çok kimse bilmez. Frankenstein, bir canavarın ismi olarak hafızalarımıza yerleşmiştir. Bir insan benzeri olarak, ruhsuz bir et yığını, bir katil olarak yaratıcısının ismiyle anılması ne kadar da ironik aslında. Bazen okuduğumuz şiirlerin kendi hüviyetlerini bulamadığımızda hissettiğimize benzer bir şey bu. Falancanın şiiri. Kiminin mükemmel cesetleri var, kiminin metafizik ötesinden gelen gölgesi. Ancak vecd ve histeri dışında, göstergeleri zorladığımda düşünmeyen şiirler görmekten duyduğum usancı bir yere sığdıramıyorum. Düşünmeyen şiir, düşünmeyen şekil.

Duvarlarına vura vura genişlettiğimiz et yığınının sınırlarını arayan düşünce olmadan şiir? Örtük ve çıplak anlamlar olmaksızın. Deşmeyen, deriyi zorlamayan şiir? Buraya kadar iyi güzel hoş da ne diyecek bu şimdi. Yani tamam şiir düşünsün, göstergeleri bozuk ya da değil, düşünsün. Bir bedeni olsun, bir güzel giyebileceği, ancak soyununca da bedeninden kara delik görmeyelim. Bir başka zaman sizi ne çok okuyorum alıntılarına boğup birkaç şiirden örnekle neden bu kadar usanç duyduğumu da anlatabilirim. O zamana kadar bu:

“Her türlü anlam sadece bir misafirdir” Rilke

***

Davud’un İnsanları’nın Aralık (2) sayısında yayınlanmıştır.

Görsel: Eduardo Ramón

Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: