Tag Archives: tahlil

“Asa Kimin Elinde” Kitabına Dair

kitap-omerasa“İnsanlık şiirce yurtlanır”

Hölderlin

Ali Ömer Akbulut’un, Asa Kimin Elinde kitabı şiir üzerine yazılardan oluşuyor. 110 sayfa boyunca şiir ve şair olmaklığın, düşüncenin patikalarında yol alıyor; modernitenin kulelerini rahmani kelimelerin gizlerini; şairlerin, filozofların, tarihin ve güncelin rehberliğinde şerh ediyor.

Şubat ayında, Şule Yayınları etiketiyle çıkan kitap “Asa Kimin Elinde” ve Eleştiri Melektir” başlıklı iki bölüme ayrılmış. Ancak yazıları, bir bütünün parçaları olarak görmek daha doğru olur. Zira iç içe geçmiş monologlarda Akbulut, şiir macerasını kitabın her yerinde başka kuklalarla oyuna sokuyor. Kimi zaman şiirin sarp kıyılarını yazılarının dilinde bir keskinlik suretinde görüyoruz. Ancak dilindeki şiirsellik ise bir dezavantaj değil, aksine düşüncenin boyutlarında girift şekillere bürünüyor. Böylelikle kimi zaman bir satıra takılıp yazarla birlikte -benim yaptığım gibi- bir minibüsün camından şehrin kalabalıklarına dalabilir, bir sorgudan başka bir sorguya dönerken yorgun düşebilirsiniz. Zaten yazar da şiirin bir yol olduğundan bahsedecektir az sonra: “Şiir ölümlüler için dönüş yoludur; yeryüzünde bir yaşam sürdürmeyi mümkün kılmak için. Şiir açıklıktan gelen, düşünce açıklığa yol alan [ya açıklıkta gizlenen] bir patikadır.”(s. 24)

Höderlin’den Zarifoğlu’na

Hoelderlin_1792Kitapta sık sık Zarifoğlu’na rastlamak…

Hölderlin’in kederli ve anlaşılmamış –anlaşılmayınca delidir her şey, özellikle şey, evet- çıktığı yol, kıvrılarak Zarifoğlu’nun “Dokunmayın Şiire” diye daldığı mahalleye çıkıyor: “Gelirken savaşçı gibi gelmiştir; yenik değildir dönerken; küçük bir filozof olmuştur. Cahit Zarifoğlu’dur bu. Hiç büyümez bu çocuk, hiç terk etmez onu; yaşamak arzusunun önüne geçerek, bütün geleceğini açlıkla ondan önce yaşayıp bitirerek.”(s. 19)

sonbahar-huznunu-icinde-barindiran-sozler-8Bir başka yerde “…içe dönük, kendi üzerine kurulan/ yıkılan bir şiir söylemez o.”(s. 92) diye işaret ettiği de Zarifoğlu’nun ta kendisidir.

Akbulut, başka bir bakışla merkez-taşra ilişkisinde şiirin yerini sorguluyor, kendisi haddi olmadığını iddia etse de aslında “şiirin topografyası”nı belirlemenin kimi yeni sorgularla mümkün olacağı fikri aşikârdır ve bu fikre katılmamak elde değil. Merkezi elinde tutan hâkim söylemin “şiirin neliğiyle ilgili, şiirin özünü asla tartışmaya, aramaya açmayan öngörüsü/ propagandasıyla” oluşan şiirin ne olduğu sorgusunun imkânsızlığı iddiaları aslında bir merkez olduğu tezini de çürütüyor, diyecek denli düşüncemizi havalandıran söylemlere giriyor yazar.

“Baş Göz Üstüne” yazısında ise “kelime”nin kökeninden yola çıkıyor, çok garip yerlere varıyor, ama nasılsa kaybolmuyoruz. Tekno-bilimle doğan “stratejik şairlik”ten bahsediyor; bu doğumun vahametinden… Bu uzun yazıda, bir öngösterime sığmayacak denli ilginç tespitler var, bir yerden sonra görsel şiirle ilgili cümleler paragraflara evriliyor… Bununla beraber iki uzun yazı daha; “Karga için İade-i İtibar” ve “Asa Kimin Elinde” yazıları kitabın ağırlık noktasını oluşturuyorlar. İbni Arabi’den Mantıku’t-Tayr’a, Octavia Paz’dan Derrida’ya kadar pek çok ilginç karakteri olan Asa Kimin Elinde bizi zorluyor; şiir hakkında ve ezberler hakkında düşünmeye zorluyor. Yazar kendi soru(n)larına bizi de dahil ediyor. Bilhassa “şairin gecekondusu yok artık” diye başlayan “Asa Kimin Elinde” yazısında şiir ve şairin üzerinden modern zaman taşlaması yapıyor ki bu asla eski sevicilik değil, önce de değindiği “stratejik şairlik” ve görüntüsevicilik eşelemesi daha çok…

Hâsılı, Ali Ömer Akbulut Asa Kimin Elinde kitabında, şiir için, şiirin içinden; şaire ve okura bir şeyler anlatmak niyetinde. Bütün o sayfaların sonunda klasik dönemden günümüze, şiir üzerine az da olsa -belki de bakılacak-okunacak ne çok şey var türevinden- bir şeyler ele geçmiş oluyor…

Hece Dergisi, Nisan 2015.

Nergihan Yeşilyurt


77 Yaşın Pastoral Baharı: Bir Adın Yolculuktu

18684958bbca1c7b75fca564b66abb25“Bütün şiir yazanlara, edebiyat yazanlara hatırlatmak gerekir: Şiir çıkmazdadır. Çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır. Toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor, insanın ilişkileri ve sorunları değişiyor… Şiirin en azından bir avunma, oyalanma değil, bir saptama, belki bir önerme olduğu anlaşılıyor.” [1]

Yeni bir şey yapmıyorsak hiçbir şey yapmıyor sayılır mıyız? ‘Yenilik’ kavramını yahut eskinin yıkımını fetişleştirmeden ve eskiden kopmanın mümkün olmadığı düşüncesini de büyütmeden klişenin şairi ve de şiiri ihtiyarlatan bir şey olduğunu söylemek mümkün. Bu ihtiyarlık, tedbirli olmak anlamındadır artık. Hâlbuki şairin yaşlandıkça dil içerisindeki tecrübesinin büyümesi, olanaklar ufkunun ardını görebilecek yücelikte bir yere gelmiş olması gerektir.

“Güneşin altında yeni bir söz yok” sözü klişeye tapanların anayasasının ilk maddesinde yazıyor” deniyordu klişe üzerine bir bahiste.[2] Hakikaten güneşin altında deveran etmemiş ve yeniden yapılandırılmamış hiçbir söz yoksa her yüzyıl ‘öldü’ denilen şiir neden bitimsiz kıyafetli bir huri gibi soyundukça giyinen bir hâl alıyor? Yoksa dilin yaşıyor olması mıdır onunla ne yapılabileceğinin kestirilemiyor oluşu? “Dil, dünyayı resmeder” diyen Wittgenstein’ı anacak olursak şairlerin dünyayı olduğu, göründüğü hatta istediği gibi aktarmasının sonsuz yolunun bulunduğunu söyleyebiliriz. Şairin dilinin sınırlarını çizen kimdir?

Bütün bu cevap beklemeyen sorularla elimize aldığımız Bir Adın Yolculuktu kitabı Virgül’ün Başından Geçenler’in şairi Ülkü Tamer’in ömrünün belki de son çeyreğinde tedbirli olmanın güvenilir ancak sükûn bulmuş kıyısında neden durduğunu anlamamıza yardımcı olacağı aşikârdır. Bütün bir ömrü şiirle hemhâl olmuş bir adamın bütün hikâyesine sondan başa doğru gitmek hiç kolay değil ve bu bazen hayal kırıklıklarına neden olabilir. Çeviriler yaparak Türkçeye kazandırdığı eserlerde dile hâkimiyetini ve Türkçe bilgisini ispatlayan Ülkü Tamer’in şiirlerinde de berrak bir dilin çağıltısını duymuşuzdur. Fakat bahsi geçen hayal kırıklığı, olgunluk çağının yorgun ruhunu sırtlanıp kâğıda döken şairin yaşadığı çözülmede ortaya çıkabilir.

Bir Adın Yolculuktu; aynı isimli uzun bir şiirle açılıyor, Anadolu şehirlerini geziyorsunuz bu şiirde, mitolojik unsurla bezeli isimler eski zamanlara gönderme yapıyor. Bugün bu göndermenin izlerini arayabilir; Cumhuriyetin ilk yıllarının Yunan mitoslarına merakını bu şiirle yâd edebilirsiniz.

“Başpınar’da konaklar mıydı Odysseus
Penelope kurar mıydı tezgâhını Kayacık’ta”

Ardından “Neslihan’a Şiirler” bölümü başlıyor… Kitabın tamamına hâkim pastoral renkler, bu bölümde büyük oranda ilk çağrıştırdıkları hâlleriyle tebarüz etmiştir.

“Seninle duydum yağmurun sesini
dalların hışırtısını
bir bulutun savurduğu köpükleri gökyüzünde
ve içimde gümbür gümbür patlamasını
tomurcukların.”

Şairin halk şiirinin basmakalıp motifleriyle harmanladığı kitabın son bölümü klişe ile ilgili hiçbir sıkıntısı olmadığını gösteriyor.

“Su başında bir gül açar
Dikenine sorar seni”
(8’li Hece Ölçüsü)

HAYDAR1Klişe imge ve söylemlerin kitabın bütününde oluşturduğu etki öyle büyük ki zaman zaman görünen şaşırtıcı mısralar kuyuya atılan taş gibi küçük ve uzak hareler oluşturmaktan öteye gidemiyor. “Her şey ne kadar durgun/ şiirin damarında” derken aslında belki de şair kımıltısız şiirinin farkındalığının da altını çiziyordur. Yorgunluğunun farkında oluşunun…

Ülkü Tamer’in “göl, gök, nehir, güneş, deniz, orman, dağ…” gibi pastoral ögelerle donattığı, lirizme boğulmuş şiirlerine bakarak ikinci yeninin önemli isimlerinden biri sayılmış şairin bugünün şiiriyle pek de ilgilenmediğini söyleyebiliriz. Turgut Uyar’ın sözlerine atıfla (Uyar’ın kendisi de hayatının son dönemlerinde yukarıdaki tezinin aksi istikamette çözülme göstermiş, şiirindeki gerilim sükûnla son bulmuştur.) Ülkü Tamer’in, şiirin bir avuntu ve teselli olduğu inanışının dışına çıkmadığını da iddia edebiliriz. Şekil ve konu açısından da yeniliğe ihtiyaç duymamış şairin, sevgilisi için kitap bastıran genç bir delikanlı olarak karşımıza çıkışı tıpkı şöyledir:

“Kendi kendine dağılan çocuk
film bittiği zaman beyazperdede.”

 Hece Dergisi, Aralık 2014, 216, “2014 Şiir Kitapları”

Nergihan Yeşilyurt


Kaynakça:

1. Turgut Uyar, Sonsuz ve Öbürü, Broy Yayınları, 1. Basım, 1985.
2. Enis Akın, “Birinci Sınıf Şiirleri Birinci Sınıf Şairler Yazar”, Hece, Yıl:11 S.132, s. 79-80, Aralık 2007.


%d blogcu bunu beğendi: